DÜN DAĞLARDA DOLAŞTIM EVDE YOKTUM / İlhan Berk


Güneş cebimde bir bulut peydahladı. Taş, kördür diye yazdım. Ölüm, geleceksiz. Şeylerin yalnız adı var. Ve: 'Ad evdir.' (Kim söyledi bunu?) Dün dağlarda dolaştım, evde yoktum. Bir uçurum bize bakmıştı, uçurumun konuştuğu usumda. Buydu bizim kendine sonsuz olanı duyduğumuz. Nesneler ki zamanda vardır. Terziler çıracısı Hermüsül Heramise'nin pöstekisi her bahar ayaklanırdı. Yağmur yağmamazlık edemez. Taş, düşmemezlik.

Ne diyordum, dünyanın düşünceleri yoktur. Otların canı sıkılmaz. Kurşunkalem kendini ağaç sanır. Ufuk, hüthüt kuşu. Seni bilmem, bir söylene dönüşmek içindir dünya. Onun için başka bir son yok. Bir söylene dönüşmek, bir söylen olmak! Sonsuzluk dediğimiz
budur.

Nerden başlasam yine oraya geliyorum. Ben gidiyorum. Ölüme, o büyük tümceye, çalışacağım.


dün dağlarda dolaştım evde yoktum

Yorum (yok) Yorum yaz!

HER ŞEYİ KUŞATIR SEVDA

HER ŞEYİ KUŞATIR SEVDA / Erol Çankaya

Gizem deyip başlıyorum adına
Cılız bir güneş, soldu solacak
Bir haziran sonu ki yağmur bekleniyor
Akıyor insanlar kendi dünyalarında
Ve herkes anlatabilir bir ağrıyı
Ben söylesem bu yaz akşamını
Biri bir sevda titreşiminden söz etse
Düşün ki saçlarını savuruyordu rüzgâr
Gözleri gülüyor ama karanlık kirpikleri.

Hadi konuşalım o umarsız ağrıdan
Boğuk bir ses, benim olmayan asla
Gözlerim kısılıyor ve bulantı aniden
Şuramda bir ağrı, şurama kadar
Yanıyor gözlerim, bir duman gözlerimden.

Konuşulsun yağmurun dolandığı o günden
Cılız da olsa güneşti o şakaklarımızda
İnsanlar... İnsanlar hep yanlarımızda
Akıyor kalabalık dalgın bakışlarımda
Düşün ki saçlarını savuruyordu rüzgâr
Ben, gizem diyordum her şeyin adına.

İki can yürüsün ve birbirinden habersiz
İki can, iki yürek, tek kalp ağrısı bir de
Biri desin ki saçlarında haziran
Kirpiğinde mavilik, kirpiğinde gökyüzü
İki can ve akıyor insanlar dünyalarında
Biri desin ki sözlerin ne yararı var
Biri desin ki bırak başlasın sevda.

Bir haziran akşamı yetmiş dokuz yılında
Elini uzat ve ayrıl, yer sarsılıyor
Elini uzat ve ayrıl, dolanıyor bulutlar
Elini uzat ve ayrıl, günlerden salı.

Birtakım lekeler, bulutlar akıyordu
Etrafta insanlar bir karaltı olarak
Biri diyecek ki ellerin titriyordu
Biri saati sorsa ağlayacaktım
Elini uzat ve ayrıl, kararıyor bulutlar
Bütün hızıyla o zehir damarlarımda
Gökte haziran, yağdı yağacak yağmur
Geçip gidiyordu dünya bakışlarımda
Birtakım lekeler, bulutlar akıyordu
Ben, gizem diyordum bunların adına.

Elbet hızla akıp gidiyordu hayat
Kaç zamandır görmediğim ışıltılı bir yüz
Belki de coşkulu bir haber vardı akşama
Bir zaman sonra her şey unutulsa da
Kardeşim, yüreğim koca bir diş gibi sızlıyordu
Biri diyordu ki bırak başlasın sevda
Ötekinin kirpiğinde acımasız karanlık
Gizem deyip geçiyordum bunların adına
Bir türlü başlamıyordu yağmur
Her şeyi, her şeyi kuşatıyordu sevda.

Yorum (yok) Yorum yaz!

SEN BİR BÜYÜSÜN YAZ

SEN BİR BÜYÜSÜN YAZ / Hilmi Yavuz

ben hep yollar düşledim
derin yollarda yürürken

yollar gül sesleridir
beni yazın ta içine çağıran
gitsem mi? yoksa daha
erken
mi akşamın kovanında
anılar oğul verirken

senin gittiğin yollar
bana dolanan yollardır
solduğum bir büyük
ormandır acılarım
geçmişten ve gürgen
ve derin bulut sözleri olarak
yazlar kalbime girerken

ah bellek, acı bellek!
hem arısın sen
hem kimbilir hangi gülden
kalma diken?
ve ne uzun bir büyü´sün, yaz!
gurbetler senin ülken, yalnızlar senin ülken

ben hep yollar düşledim
derin yollarda yürürken

Yorum (yok) Yorum yaz!

SON OTOBÜS / Nâzım Hikmet

Gece yarısı. Son otobüs.
Biletçi kesti bileti.
Beni ne bir kara haber bekliyor evde,
ne rakı ziyafeti.
Beni ayrılık bekliyor.
Yürüyorum ayrılığa korkusuz ve kedersiz.

İyice yaklaştı bana büyük karanlık.
Dünyayı telaşsız, rahat seyredebiliyorum artık
Artık şaşırtmıyor beni dostun kahpeliği,
elimi sıkarken sapladığı bıçak.
Nafile, artık kışkırtamıyor beni düşman.
Geçtim putların ormanından baltalayarak
nede kolay yıkılıyorlardı.
Yeniden vurdum mihenge inandığım şeyleri,
çoğu katkısız çıktı çok şükür.
Ne böylesine pırıl pırıl olmuşluğum vardı,
ne böylesine hür.

İyice yaklaştı bana büyük karanlık.
Dünyayı telaşsız, rahat seyredebiliyorum artık.
Bakınıyorum başımı kaldırıp işten,
karşıma çıkıveriyor geçmişten
bir söz
bir konu
bir el işareti.

Söz dostça
koku güzel,
el eden sevgilim.
Kederlendirmiyor artık beni hatıraların daveti
hatıralardan şikayetçi değilim.
Hiçbir şeyden şikayetim yok zaten,
yüreğimin durup dinlenmeden
kocaman bir diş gibi ağrımasından bile.

İyice yaklaştı bana büyük karanlık.
Artık ne kibri nazırın, ne kâtibin şakşağı.
Tas tas ışık döküyorum başımdan aşağı,
güneşe bakabiliyorum gözüm kamaşmadan.
Ve belki, ne yazık,
hatta en güzel yalan
beni kandıramıyor artık.
Artık söz sarhoş edemiyor beni,
ne başkasının ki, ne de kendiminki.

İşte böyle gülüm,
iyice yaklaştı bana ölüm.
Dünya, her zamankinden güzel, dünya.
Dünya, iç çamaşırlarım, elbisemdi,
başladım soyunmağa.
Bir tren penceresiydim,
bir istasyonum şimdi.
Evin içerisiydim,
şimdi kapısıyım kilitsiz.
Bir kat daha seviyorum konukları.
Ve sıcak her zamankisinden sarı,
kar her zamankinden temiz.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Annem Uçurum Doğuracak

böyle yalnız böyle iyi
bir öyküyü yeni baştan okur gibi
yeniden başlar gibi denize
ama hiç bilmediğim bir denize
yeniden başlar yeniden okur gibi
derindeki sözcükleri

bana bir kazma bana bir
bıçak. suyu ikiye bölüp boğacak
bildiğim tüm öyküleri

böyle dilsiz böyle iyi
ölsem öldüğüm bilinir, kaldım
kapılar üstüme kilitli
gövde mi tin mi öykünün kirli mendili

bana bir kazma bana bir bıçak
bendeki uçurumu rüzgara bırakacak

uçurum dedim de bir avuç kum
hiçbir rüzgara bırakamadığım

iyiyim iyiyim iyi
bir öykü gibi başı sonu belli
hayatın kırık sandalyesine
yerleştirip sözcükleri
kurguluyorum evreni

böyle yalnız böyle suskun böyle iyi
gömdüm mü bir de sözcükleri...

bana bir kazma bana bir bıçak
konuşsam annem uçurum doğuracak

 

Çiğdem SEZER

Yorum (yok) Yorum yaz!

enel aşk

Enel Aşk

Biliyorum beni yalnız karanlık taşır
Acıların resmi çıkmış yüzüme
Öyle diyorlar
Sana benzediğimi ya da benzettiğimi seni kendime
Benzemek nedir ki
Hiçbir diken benzer mi dokunduğun güle...

 

Yelda Karataş

Yorum (yok) Yorum yaz!

"yağmur olmak"

                           Resim: Mahmut Karatoprak

 

"suya düştü özlemek
sandı yanılmak
irkildi söz
önümüz sıra koştu zaman
uzak yollara gitmek için düştü
bulanık bir su gibi
bulandı su ;sustu kendini"

 

yemişleri çürümüş kiraz ağacının gölgesinde sineklere çarpıp duruyor yüzüm, ellerim toz kir içinde, dilimse pas. Mevsimi geçmiş bir kiraz ağacının gölgesinde durup, orda zamanı bekliyorum. susuzluğum sinek vızıltılarına karışıyor.Hatırlamak istemediğim hatırlar dolu kafamın içinde körebe oluyorum.mutluluklara değiyorum bir yağmur sonrası gibi, mutluluklar su olup uzaklaşıyor

beni ise orda bırakıyor zaman.
Ben su olup akamıyorum...

 

neye dokunsam taş ve toprak
.....

susmakla suçluyor zaman beni
"ben yağmur olmak istiyorum" diyorum
"yağmur olup durmadan yağmak"
 ama susuyorum...

Yorum (1) Yorum yaz!

"bırakıp gittin beni"

"bırakıp gittin beni "

 

bırakıp gittin beni bütün kapılarda
bütün çöllerde tek başıma koydun
şafakta arayıp öğle vakti yitirdiğim
vardığım hiç bir yerde değildin
sensiz bir odanın sahrasını nasıl anlatsam
hiçbir şeyin seni andırmadığı bir pazar kalabalığını
denizde dalgakırandan da boş boşluğunu bir günün
seslenip de senden cevap alamadığım sessizliği

bırakıp gittin beni kalarak olduğun yerde hareketsiz
her yerde bırakıp gittin beni gözlerinle
düşlerin yüreğiyle bırakıp gittin beni
yarım kalmış bir cümle gibi bırakıp gittin
düşen hep ben oldum en küçük kımıldanışında senden

başını çevirdiğin için ağladığımı görmedin hiç
bana bakıp görmediğin için
ben yokken içini çektiğin için

L. Aragon

Yorum (2) Yorum yaz!

"...bahar mevsimi "

        Resim: Alaybey KAROĞLU

 

 

"...bahar mevsimi"       

Günler mevsimler biriktirdim
dost değildim kendime en çok
ucu kör olmuştu zamanın üstelik
yorgundu avuçlarım
Herşeye sığıyordu yaşam
sırtım gri bir sise dönük
Kirli bir mevsim uğurluyordu ellerim
yetişiyordum zamana
sabaha uyanıyordum
güneş ısıtıyordu içimi ve yanmıyordu tenim
zamanı avuçluyordu ellerim
durulmuş bir suyun içinde gölgeydi yüzüm


 

 

Yorum (1) Yorum yaz!

portakal bahçesi

 

Yükleyip yüreğimi kanadına serçenin
Pul pul düşler uçuracağım
Güneş teli saçlarımla,
Sarı siyah yıldızlar çizeceğim.
Yedi renkli bahçeme,
Yedi iklim ekeceğim.
Zülfü sırma başakları,
Altın orakla biçeceğim.
De haydi, eyleme beni,
Bırak, az bi bırak.
Umudum var,
Umudum ufak, biraz uzak.
Umudum düşler kadar çırılçıplak.
De haydi, eyleme beni,
Bırak, az bi bırak.
Umudum bir sigaralık kadar ırak.
Umudum güneşin sonunda,
Karakışın ardında.
Umudum, portakal bahçesinde sımsıcak bir oda.



04/02/2008 - İzmir

Alim Eken

Yorum (3) Yorum yaz!